NAZLI ILICAK VE AHMET HAKAN ORTAK OLUYOR

18 12 2009

Geçtiğimiz akşam bir dost davetinde buluşan ünlü gazeteciler Nazlı Ilıcak ve Ahmet Hakan arasında bir basın sohbeti açıldı.

 Tercüman ve Bulvar günlerinden, Kemal Ilıcak’tan, Nazlı Ilıcak’ın verdiği davetlerden, yalıdan, Özal’ın Ilıcak üzerindeki baskısından, Nazlı Ilıcak’ın Demirel’le diyaloglarından bahsedildi…

Ahmet Hakan merakla sordu, Nazlı Ilıcak ayrıntılarıyla yanıt verdi… Ilıcak, bilindiği gibi Türk basınının farklı dönemlerine tanıklık etmiş bir gazeteci. Sivri yazılarıyla her zaman tartışma konusu olmuş bir isim. Medyanın da hala en merak edilen figürlerinden biri. Sohbet ilerledikçe Nazlı Ilıcak’ın basın anılarını bir kitapta toplama fikri doğdu…

Ahmet Hakan ‘Birisi sizinle çalışıp nehir söyleşi kitabı yapsa’ diye öneride bulundu, daha sonra çeşitli isimler üzerinde konuşuldu… Hem basın tarihine hakim olacak, hem de Nazlı Ilıcak’ı yakından tanıyacak biri arandı… Sofradaki diğer gazeteciler tek bir kişiye işaret etti: ‘Ahmet bu işi en iyi sen yaparsın’ dendi ve Ahmet Hakan da böyle bir işe seve seve girişeceğini söyledi…

‘Ancak Nazlı Hanım, tek kötü tarafı beni iki üç ay boyunca çok sık görmek zorunda kalacaksınız’ diye espri bile yaptı. Nazlı Ilıcak ise ‘Ahmet seni çok sık görmekten ben ancak mutlu olurum’ dedi… İkili bir Nazlı Ilıcak nehir söyleşisi kitabı üzerinde anlaştılar ve çok yakında çalışmalara başlayacaklar…

Odatv.com





Ünlü kahinden inanılmaz kehanetler

18 12 2009


O bir kahin.. Bulgaristan’ın bir köyünde yaşayıp orada öldü. Vangelia Gushterova ya da kısaca Vanga Sovyetler’in çöküşünü bildi. Prenses Diana’nın ölümünü de.. 11 Eylül saldırısını ise 10 sene önce söyledi. Kör ve yaşlı bir kadın olan Vanga’nın ölmeden önceki kehanetleri ise akıl dışı. İşte ünlü kahinin 2010 yılından 2 bin yıl sonrasına varan inanılması güç kehanetleri.

2010

3.Dünya Savaşı… Kasım-2010′da başlayacak ve Ekim-2014′te bitecek. Nükleer ve kimyasal silahlar kullanılacak.

2011

Kuzey Yarımküreye Radyoaktif serpinti olacak. Hayvanlar ve bitkiler sağ kalmayacak. Müslümanlar, hala hayatta kalmış olan Avrupalılara karşı kimyasal savaş başlatacaklar.

2014

Kimyasal savaşın bitmesiyle dünyadaki insanlarının çoğu deri kanseri olacaklar veya deriye bağlı hastalıkları olacak.

3797

Dünyanın sonu… Dünya’daki tüm yaşam ölecek. İnsanlar yeni bir güneş sisteminde yaşam alanı arıyor





Kanadoğlu’ndan açılım dersi !

18 12 2009

Ergenekon soruşturması kapsamında ifadeye çağrılan Sabih Kanadoğlu’ndan ilk açıklama…

Özellikle AK Parti Hükümeti’ne yakın kesimlerin hedef tahtasına koyup sıklıkla eleştirdiği Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ifade davetinin ardından ilk kez konuştu. Kanadoğlu yaptığı açıklamayla yine karşıtlarını kızdıracağa benziyor.

Kanadoğlu, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Çanakkale Şubesince düzenlenen “Hukuk Devleti ve Yargı Bağımsızlığı” konferansına katıldı.

İFADE VERECEK Mİ ?

Konferansın ardından gazeteciler, Kanadoğlu’na, Ankara’daki evine, “Ergenekon” soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcılığınca bir tebligat gönderildiğini hatırlatarak, ifadesine başvurulmak üzere 22 Aralık Salı günü Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesine çağrılmasına ilişkin görüşlerini sordu.

Kanadoğlu, “Ben her şeyden önce yargının en üst kademesine kadar hizmet etmiş bir insanım. Çağırırlarsa tabii ki gideceğiz, bunun dışında bir şey olamaz” diye konuştu.

TELEKULAK YASALLAŞTI

Sabih Kanadoğlu, konferansta yaptığı yaptığı konuşmada ise Türkiye’de bugün hakim ve savcıların rahat rahat dinlenildiğini, bunun yasal kılıfının da rahat bir şekilde dikildiğini öne sürdü.

BAĞIMSIZ YARGI UYARISI

Atatürkçü düşüncenin, eleştirel akıl, bilim ve laik düşünce olduğunu ifade eden Kanadoğlu, hukukun üstünlüğünün egemen olmadığı bir ülkede demokrasinin kurulamayacağını, hukuk devletinin de olamayacağını belirterek “Eğer orada yargı bağımsız değil ise orası bir hukuk devleti olmanın dışında kanun devleti de olamaz” diye konuştu.

DİNİ SİYASETE ALET ETTİLER

“Bugün çekilen sıkıntının Türkiye Cumhuriyeti devleti unsurlarının yıkılmak istenmesinden doğduğunu” öne süren Kanadoğlu, “Çünkü laik devlet dediğimizde, laiklik doğrudan doğruya bir şekilde tanımlanmıştır. Yani dinin siyasete alet edilmediği devlet. Dinin siyasete alet edilmesinin yasaklanmasına rağmen devamlı olarak bunu bir oy kazancı olarak kabul edenler, bunu kullanmak isteyenler, karlı bir iş olarak görenler, devamlı bir şekilde dini siyasete alet ettiler” dedi.

AK PARTİ HÜKÜMETİNE ELEŞTİRİ

Anayasa Mahkemesinin, AK Parti hakkındaki kapatma davasıyla ilgili kararını hatırlatan Kanadoğlu, “Bunlar çağdaş demokrasinin nimetlerinden faydalanarak sadece iktidar ve yönetimde olma amacındadırlar. Bu sistemin adı çağdaş demokrasi değildir” diye konuştu.

KÜRT AÇILIMINDAN NEDEN VAZGEÇİLDİ ?

Kanadoğlu, demokratik açılımın önce “Kürt açılımı” olarak geldiğini, daha sonra bunun ulus devlet düşüncesine tamamen zıt olduğunun anlaşıldığını ve bundan vazgeçildiğini belirtti.

DEMOKRASİ AÇILIMI BÖYLE OLMALI

Demokratik açılımın şimdi “milli birlik ve kardeşlik” şekline dönüştüğünü, hiç bir siyasi iktidarın ülkeyi belirli bölümlere bölerek belirli yerlere demokratik açılım yaparak, “oraya demokrasi götüreceğim” diyemeyeceğini ifade eden Kanadoğlu, demokratik açılımın yapılacağı yerin Türkiye’nin bütünü olduğunu savundu





Yalnız bir travesti nin son operası !

14 12 2009

Ali Cem Töroğlu’nun yönettiği Dar-ül Love, Garajistanbul’un farklılığını yine gösterdiği bir opera. Oyun kapalı toplumlarda travesti olmanın zorlukları üzerinden aşkı anlatıyor

Garajistanbul sahne sanatlarındaki yenilikçi anlayışıyla birbirinden farklı projelere imza atmaya devam ediyor.

Dar-ül Love, Ali Cem Köroğlu’nun tasarlayıp yönettiği, Murat İpek’in yazdığı, Kontrtenor Harun Ateş’in performansıyla izleyici karşısına geçtiği sıradışı yeni bir opera. Mayıs 2009’da ilk kez Rotterdam Opera Günleri’nde dünya prömiyerini yapan oyun, haziranda da Temps D’imagames Festivali’nde seyircilerden tam not almıştı. Garajistanbul’da sanatseverlerin karşısına çıkan Dar-ül Love’ ın müziklerini de Kapsül grubu yapıyor.

Ali Cem Köroğlu, “İnsan olmak, insanları ayrım yapmaksızın her şeyiyle sevmekten geçer,” önermesini gösterisinin tamamına yerleştirerek; bir travestinin İstanbul’un arka sokaklarında yaşadığı trajik olayları seyirciyle paylaşıyor. Ortadoğu’nun sırlarla dolu aşk ve seks hayatının ince ince irdelendiği gösteride bir travestinin topluma bakış açısını seyrediyoruz. Toplumun onlara bakış açısını tahmin eden izleyen düşler aleminde Yafta ve Alara ile Ortadoğu’nun masalsı dünyasından Osmanlı edebiyatına; modern müzik tınılarından günümüz aşk travmalarına ince bir yolculuğa çıkıyor.

Daha önce profesyonel sahne tasarımcısı olan Köroğlu ilk kez yönetmen koltuğuna oturuyor ve başarılı bir iş çıkartıyor. Murat İpek’in Osmanlı saray şairlerinin aşk şiirlerini andıran yorumuna modern tekniklerle katkıda bulunan Köroğlu, bir travestinin yalnız dünyasına, psikolojik olgulardan yola çıkarak eğilmiş. Acılar içinde yatağında ölümü bekleyen bir insanın düşünde yaşadıkları ile hesaplaşmasını iki ayrı bölümde anlatan yönetmen son derece başarılı. Ana-oğul çatışması, aşkın cinsellikten ayrılmadan cesurca işlenmesi operayı günümüz gösterilerinden ayırıyor. Ayrıca abartıya kaçmayan duygular, şiirlerin konulara uygun işlenişi, müziklerin rüya/hayal bölümünde derinlik kazanması tek perdelik gösteriyi daha bir anlamlı kılıyor.

Kadın gibi hissetmek
Kapalı toplumlarda eşcinsel olmak ve bunu yaşamak imkânsız gibi gözükse de operadaki karakter bunu gerçekleştirerek son yolculuğuna çıkmaya hazırlanıyor. Suriye’de yaşanan eşcinsel öykülere Osmanlı dönemindeki eşcinseller de eklenince aslında bu durumun tarihsel bir gerçeklik olduğu da ortaya çıkıyor. Sınıfsal ayrıma maruz kalan bu insanların psikoseksüel bozukluk teşhisiyle hastanelerde raporlara maruz kalmaları, kabahatlar kanunun bağlı olarak sadece sokakta gezinmeleri için zabıtalara para ödemeleri oyunda eleştirilen önemli unsurlar. Ali Cem Köroğlu bu eleştirileri seyircilerin beynine ince ince dokuyor. Harun Ateş’in muhteşem yorumu da bunlara eklenince izleyenlerde derin düşünce sessizlikleri oluşuyor. Bir erkeğin kendisini kadın gibi hissetmesi hem patolojik bir hastalık hem de yaşama suçu ilan ediliyor.

Operada her şeye rağmen aşk olgusu bütün olumsuzlukların üstesinden gelerek yaşama tutunma bağı olarak gösterilmiş. Işığın olağanüstü gücü ile desteklenen sahne yapısı, aşkın anlatımını kolaylaştırmış. Dar-ül Love bugüne dek bizlere anlatılan en aykırı ve en doğru aşk öyküsü. Yalnızlıklar içinde ölüme uzanan travestinin öyküsü aslında hepimizin yalnız dünyasını anlatıyor. Oyunu izlerken ister heteroseksüel olun ister eşcinsel, bütün duyguları tek noktada birleştiren o yüce duyguyu, aşkı hissedeceksiniz.





Barış Meclisi 8 Aralık’ta DTP Önünde Toplanmaya Çağırıyor

7 12 2009

Türkiye Barış Meclisi “AKP’nin kapatılmasına karşı çıkanlar, DTP’nin kapatılmasına hayır demek durumunda. Demokratik bir toplumda barış içinde yaşamak için bu kez ‘DTP kapatılamaz’ demek zorunluluğumuz ve sorumluluğumuz var” dedi.

Türkiye Barış Meclisi (TBM) barış ve demokrasi içinde yaşamak isteyenleri, Anayasa Mahkemesi’nin partiye açılan kapatma davasını görüşeceği yarın (8 Aralık), Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) Ankara’daki genel merkezi önünde toplanmaya çağırdı.

DTP’nin kapatılmasının ağır sonuçları olacağını söyleyen TBM, böyle bir durumda iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) “demokratik açılım”ı ilerletme ihtimalinin kalmayacağını, Kürt sorununda çözüm için diyalog ve muhataplık olanaklarının yok olacağını vurguladı.

Kürt sorununun çözümünün parti kapatmada değil, demokratikleşmede olduğunu söyleyen TBM’nin çağrısından bazı bölümler şöyle.

Kapatma an meselesi: AKP hükümeti tarafından Kürt halkının temsiliyetini sağlamış bir siyasal hareket, demokratik zeminden tasfiye edilmek isteniyor. Bu kez TBMM’de grubu bulunan DTP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde görülen davanın bir an önce bitirilmesi için düğmeye basıldığı görülüyor. Bir bölüm medyanın tutumu, ırkçı ve şoven güç odaklarının yaklaşımı, başbakan ve hükümet sözcülerinin açıklamaları ve Anayasa Mahkemesi raportörünün yönelimi, DTP’nin kapatılmasının an meselesi olduğunu gösteriyor.

Hukuksal değil siyasal karar: Bütün gelişmelerin gösterdiği, DTP’nin kapatılması kararının hukuksal değil, siyasal bir karar olacağıdır. Kapatılma kararı verilmesi halinde, DTP’ye oy ve gönül veren Kürtlerin bu siyasi kararı sindirmeleri mümkün görünmemektedir. Bugüne kadar her defasında siyasal temsilcilerinin yok sayılmasına rıza göstermeyen Kürtlerin tepkisi ve aynı zamanda Türkiye’nin demokratik çözüm yanlısı güçlerinin göstereceği tepki ve dayanışmanın meşru zemini göz ardı edilmemelidir. Artık yaşananlardan ders çıkarılmalı, Kürt sorununun demokratik çözümü sağlanmalıdır.

DTP muhatap alınmalı: AKP iktidarının “Demokratik Açılım Süreci”ni ilerletebilmesinin yolu, Kürt sorununun çözümünde önemli bir yere sahip olan DTP’nin muhatap alınmasından geçmektedir. DTP’nin kapatılması değil, tam tersine, sorunun çözümdeki rolü ve önerileri öne alınmalıdır. Siyasal demokrasinin sınırlarını genişleterek, toplumun adalet duygusunu güçlendirerek barış ve çözüm umutları güçlendirilebilinir. Bu da, DTP kapatılmayarak başarılabilir.

AKP kapatılmasın diyenler DTP kapatılmasın da demeli: Dün AKP’nin kapatılmasına karşı çıkanlar bugün de, DTP’nin kapatılmasına hayır demek durumundadır. Bu defa, sadece yargı ve siyasi iktidar ciddi bir sınavdan geçmiyor, bütün toplum olarak ciddi olarak sınavdan geçiyoruz. Hukuka uygun, adil, demokratik bir toplumda barış içinde yaşamak için bu kez ‘DTP kapatılamaz’ demek zorunluluğumuz ve sorumluluğumuz var.

Türkiye kaybeder: Biz sesimizi gür çıkarmazsak, bir kez daha çözüm istemeyenler, şiddetten beslenenler, inkârcılar ve şiddet savunucuları kazanacak, Türkiye kaybedecek. (TK)

* Türkiye Barış Meclisi’nin açıklamasının tam metnini görüntülemek için tıklayın.





Travesti Öykü, İmralı’da yatmak için bakanlığa başvurdu

29 11 2009
Bursa’da fuhuş çetesi kurduğu iddiasıyla hakkında 3 bin yıla kadar hapsi istendiği davadan, 27 ay sonra tahliye edilen Gökkuşağı Derneği Başkanı travesti Öykü Özen, cezaevi anılarını anlattı.
İmralı’da hükümlü teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın yanına gitmek için Adalet Bakanlığı’na müracaat ettiğini söyleyen Öykü Özen Bakırköy Cezaevi’nde Ergenekon sanıklarıyla birlikte kaldığını ifade ederek, “Normalde olsa cezaevine girdiğim için utanırdım. Ama tüm paşalar, profesörler cezaevine girdi. Bu dönemde cezaevine girmek prestij meselesi” dedi. 

Bursa’da fuhuş çetesi kurduğu iddiasıyla 3 bin yıla kadar hapsinin istendiği davadan tahliye edilen Gökkuşağı Derneği Başkanı Öykü Özen(38) cezaevi anılarını İHA’ya anlattı. 

Tutuklandıktan sonra kadın mı, erkek mi koğuşunda kalacağı tartışmaları Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi’nde son bulan Özen, cezaevinde, Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenoğlu, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden Prof. Dr. Ayşe Yüksel ve ünlü sanatçı Deniz Seki ile birlikte kaldığını hatırlatarak, “Bu insanlarla tanıştım. Zaten dışarıda olsam sanırım bu kez de beni Ergenekon’dan alırlardı” diye konuştu.

TERÖRİST BAŞI ÖCALAN’IN KALDIĞI İMRALI’YA GİTMEK İÇİN BAKANLIĞA BAŞVURDUM 

Türkiye’nin en büyük suçlusu olan terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın yanına gitmek için Adalet Bakanlığı’na müracaatta bulunduğunu anlatan travesti Öykü Özen, “Fakat Bakanlık’tan sanırım ben kadın olduğum için bir cevap gelmedi. Benim oraya gitmem doğru değildi ama hakkımda 3 bin yıla kadar hapis, 89 milyon TL para cezası istenince yerimin orası olacağını düşündüm” ifadelerini kullandı.

CEZAEVİNDE OLMAK PRESTİJ MESELESİ 

Cezaevinde olmanın prestij meselesi haline geldiğini kaydeden Öykü Özen, “Bugün, doktorundan rektörüne, sanatçısından paşasına kadar herkes cezaevinde. Artık cezaevine girmek o kadar doğal ki, sanki lisans üstü yapmak gibi bir şey. Cezaevine girmeyeni adeta erkekten saymıyorlar. Gerçi eskiden olsa cezaevine girmek ayıplanırdı. Şimdi ise bunu kafama takmıyorum. Çünkü ben yanlış bir şey yapmadım. Hem artık dışarıda olmak daha da zor. Cezaevinde daha çok boş zamanım oldu. Üniversiteyi kazandım. 10 ayrı kursa katılıp sertifikalarımı aldım. Kollarım meslek bilezikleriyle doldu. Düğünümde bile bu kadar fazla bilezik takılmamıştı. Ben içerideyken de özgür olduğum zamanlardaki gibiydim. Haksızlıkların her zaman karşısında durdum. Kaldığım koğuşun ağalığını yapıyordum. Bu davadan beraat edeceğime de inanıyorum” şeklinde konuştu.

KADINLAR ERKEKLERDEN DAHA ÇAPKIN ÇIKTI 

Cezaevinde kadınlarla 24 saat boyunca aynı koğuşu paylaştığını ifade eden Özen, kadınlar hakkında şaşırtıcı tespitlerde bulunduğunu dile getirdi. Bunun çok farklı bir duygu olduğunu belirten Özen, şöyle devam etti:
“Erkeklikten kadınlığa geçiş yapan biri olarak kadınları kafamdan daha farklı bir yerde görüyordum. Ama kadınların erkeklerden daha çapkın olduklarını gördüm. Bu kadarını tahmin etmemiştim. Hepsiyle can ciğer arkadaş olduk. Hepsi tahliye olduktan sonra derneğimize üye olacaklar. Yani içeride de verimli olarak çalışmaya mücadelemi sürdürmeye devam ettim.”

ANNE OLMAK İSTİYORUM 

Tutuklanıp cezaevine giderken tarih yazdığını söylediğini hatırlatan travesti Öykü Özen şunları söyledi: 

“Tarih yazmaya da devam ediyorum. Meyve veren ağaç elbette taşlanır. Yaptığım şey basit bir şey değil. Ben Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre resmen kadınım. Cinsiyet değiştirmem Yalova Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararıyla oldu. Ege Üniversitesi’nde geçirdiğim ameliyatla kadın oldum. Pembe kimliğimi aldım. Osmangazi Belediyesi tarafından da eşimle nikah kıyarak evlendim. Eşimle beraber ve çok mutluyum. Bir de çocuk istiyorum. Kiralık anne ya da evlat edinmek istiyorum. Zaten doğurmak değil yetiştirmek
önemlidir.”

ÖYKÜ’NÜN ÖYKÜSÜ KİTAP OLUYOR 

İş-Kur’a müracaat edeceğini söyleyen Özen, “Bir işkadını olmak istiyorum. Çalışmayı düşünüyorum. Benim ideallerim var. Benim kimliğimde gerçekten zor durumda olan insanlara bir şeyler yapmam gerek. Bu sıkıntıyı yaşayan, açılamayıp içine kapanık olan gençlere, kötü yola düşen insanlara faydalı şeyler yapmak istiyorum. Bizim gibi insanlar İş-Kur’a müracaat ediyor, ama iş bulamıyor. İnsanlar fuhuş yapmaya mecbur kalıyor. Onları toplum, devlet dışlıyor. Bu insanlar ne yapsın ki? Bu insanlara iş imkanı sağlanmalı. Ben bu yolda yürüyen biri olarak bu insanların kazanılması gerektiğini düşünüyorum. Bu insanlar desteklenmeli, fuhuştan uzaklaştırılmalıdır. Ben de bu sıkıntıları yaşadım. Onların sıkıntılarını biliyor, yaşıyorum. Hayatımı bir kitap haline getirmeye başladım. Dönüşümüm ve bu kimliğimle alakalı her şeyi kaleme alıyorum. ‘Öykü’nün Dönüşümü’ kitap oluyor. Cezaevindeyken kazandığım üniversitemi bitirip hayatın içinde var olmayı düşünüyorum” dedi. e Cezaevinde olmanın prestij mesel Cezaevinde çektirdiği fotoğraflarını gösteren Özen, Hüseyin Üzmez’in cinsel istismarına maruz kaldığı iddia edilen 14 yaşındaki B.Ç.’nin aynı davada sanık olarak yargılanıp beraat eden annesi L.Ç. ile tanışıp birlikte fotoğraf çektirdiklerini de sözlerine ekledi.





Amerika’dan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e mektup

27 11 2009

ABD’de faaliyet gösteren ve kısa adı IGLHRC olan Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu, Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’ne açılan kapatma davasıyla ilgili Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e mektup yazdı.

IGLHRC Yönetim Kurulu Başkanı Cary Johnson imzasıyla kaleme alınan mektupta, daha önce aynı gerekçeyle Kaos GL ve Pembe Hayat derneklerinin kapatılma taleplerinin reddedilmesi ve Yargıtay’ın, yine aynı gerekçeyle kapatılmak istenen Lambdaistanbul kararı hatırlatılıyor. 

Yargıtay, Lambdaistanbul kararında, yerel mahkemenin kararını bozma gerekçesi olarak “LGBTT bireylerin dayanışma amacı ile dernek kurmasına engel bir durum bulunmadığını; sonuç olarak, davalı derneğin amacının yasadışı ve ahlaksız olmadığını” belirtmişti.
 
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği de “genel ahlak” ve “Türk aile yapısı” gerekçe gösterilerek kapatılmak isteniyor.
 
IGLHRC’nin Cumhurbaşkanı Gül’e gönderdiği, 20 Kasım tarihli mektubun tam metni şöyle:
 
“Ekselânsları, 
Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu (IGLHRC) adına; Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olduğunuzdan, Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin kapatılması talebi ve Türkiye’deki LGBTT (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel)  bireylerin örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik girişimler hakkında bilgi almak için size yazıyorum.
Belki haberiniz vardır; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 16 Ekim 2009 tarihinde Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’ne kuruluş tüzüğünün 2.maddesinin genel ahlaka ve Türk aile yapısına aykırı olduğu gerekçesiyle dava açtı. Dernek, Türkiye’de aynı gerekçelerle kapatılması talep edilen dördüncü LGBTT derneğidir; Ankara’da, Kaos GL ve Pembe Hayat LGBTT derneklerinin itirazları haklı bulunup davaları düşürülürken, bir diğer LGBTT derneği olan Lambdaistanbul’un kapatılması yönündeki yerel mahkemenin kararı ise Yargıtay tarafından bozulmuştur. Yargıtay, bu hükmünün gerekçesi olarak “LGBTT bireylerin dayanışma amacı ile dernek kurmasına engel bir durum bulunmadığını; sonuç olarak, davalı derneğin amacının yasadışı ve ahlaksız olmadığını” belirtmiştir.
 
Bu karar, söz konusu ikinci maddenin ve LGBTT örgütlerinin amaçlarının, bu grupların örgütlenme özgürlüğüne gerekçe olarak gösterilen “genel ahlak”a aykırı olmadığını açıkça göstermektedir. Bu nedenle Türk Hükümeti’nden ricamız SiyahPembeÜçgenİzmir Derneği’ne yönelik tüm suçlamaları düşürmesi ve sivil toplumun değerli bir üyesi olan derneğin yasal kayıt altına alınma sürecinin hızlandırılmasıdır.
 
Türkiye Anayasası’na göre “herkes kanun önünde hiçbir fark gözetilmeksizin eşittir” (Madde 10), ve “herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir” (Madde 33). Ayrıca, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (ICCPR) uyarınca, Türkiye örgütlenme özgürlüğünü (Madde 22) ve kanun önünde eşitliği (Madde 26) koruma altında tutmakla yükümlüdür.
 
Toonen-Australya davasında; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, ICCPR’nin 2. ve 26.maddesi ile korunan statüler arasında cinsel yönelimin de yer aldığını onaylamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de; devletler için cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının önlenmesi çağrısında bulundu. 
 
Türkiye’deki LGBTT bireylerin yüzyüze kaldığı, tekrar eden bu yasal sorunları da gözeterek; biz de Anayasa’nın eşitlik maddesine “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadelerinin eklenmesini isteyen Türkiye’deki LGBTT örgütlerinin bu isteklerini bir defa daha yineliyoruz. Böyle bir değişiklik, LGBTT örgütleri için mevcut hukuki uygulamaların iyileştirilmesini ve tüm LGBTT bireylerin yasalar önünde eşit korunma hakkına erişebilmelerini sağlayacaktır. Portekiz, İsveç, İsviçre, Güney Afrika, Ekvator ve Fiji de dâhil olmak üzere bir dizi ülke bu tür koruyucu yasaları kabul ettiler. Söz konusu bu yasal değişiklikler, özellikle Türkiye’de olduğu gibi net tanımlanmayan ve geniş ele alınarak her türlü yoruma açık bırakılan, LGBTT bireylerin yasalarca garanti altına alınmış haklarını kullanmaları önünde de engel teşkil eden “genel ahlak” vb ibarelere karşı oldukça etkili olacaktır. 
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği gibi örgütler, ülkelerindeki sivil toplum alanında değerli bir sosyal ve politik rol oynamaktadırlar ve yasal zorluklar bu önemli rollerini yerine getirmelerini engellemektedir. Bu nedenle, saygılarımızı sunarak sizden Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin kapatılması talebini araştırmanızı ve LGBTT bireylerin, Türkiye Anayasası tarafından sağlanan tüm vatandaşlık haklarından eşit bir şekilde yararlanmasının yolunu açmanızı istiyoruz.”
 
Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderdiği mektubu, bilgilendirmek üzere ayrıca şu isimlere de iletti:
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Ekselânsları Recep Tayyip Erdoğan
İnsan Hakları Komisyonu Değerli Üyeleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu Değerli Üyeleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi Değerli İzmir Milletvekilleri
Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, Dernekler Daire Başkanlığı
İzmir Valisi, Ekselânsları Mustafa Cahit Kıraç
İzmir İl Dernekler Müdürlüğü
Avrupa Birliği Başkanlığı, İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt
Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi, Ekselânsları Olli Rehn
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Ekselânsları Thomas Hammarberg
Türkiye Cumhuriyeti ABD Büyükelçisi, Ekselânsları James F. Jeffrey (AE)
Kaos GL




hayat kadınlarına vicdan açılımı

25 11 2009

İnsanca yaşamı destekleme derneği genel sekreteri Okşan Öztok Başbakan Recek Tayyip Erdoğan’ın bir sözünü hatırlatarak hükümetten hayat kadınları için Vicdan açılımı istedi……

Son günlerde Kamuoyunda tartışılan, Ermeni, Kürt, Alevi, Roman açılımı gibi tabulaşmış sorunların çözümüne doğru atılan adımları dikkatle takip etmekteyiz.

Başbakanımız R. Tayyib ERDOĞAN 1994 yerel seçimlerinde kapatılan o zamanki Refah Partisi İstanbul Büyükşehir belediye başkan adayı iken, basına da yansıyan binlerce kadının umudu olmuş ve desteklenmiş şu beyanatını hatırlatıyoruz:

Kararlıyım. Genelevler kesinlikle kapatılacak. Çünkü ben öldüğümde arkamdan ‘karı sattırıyordu’, dedirtmem. Ben kadına şöyle, bakıyorum; Yaratıcının cenneti ayaklar altına verdiği bir varlık. Erkeğin ayakları altına sermiyor. Cennetin ayakları altına serildiği o yüce varlığı, nasıl olur da satarız?’

Sayın Başbakanımız, Bu durum evrensel İnsan Haklarına aykırıdır. Bu kadınlar Size oy verdiler.

Bu gün yaşı elliyi aşmış birçok kadın, sırf SGK primini tamamlayıp emekli olup insanca yaşamak adına Genelevlerde torunu yaşlarında çocukların satın alınabilir metası konumumdadır. Bu bir realitedir. Polisiye tedbirler çözümden uzaktır.

Bu kadınlar kendilerini toplumun iffet dalga kıranları olarak değerlendirmektedirler. Sebep her ne olursa olsun bu kadınlar mağdurdur. Pişmandır. Tövbekârdır.

Sayın Başbakanımız, Yukarıda arz ettiğimiz umut olan mesajınızın gereğini yapmak için Ak Parti Hükümetinin yeterli çoğunluğu vardır. Bu vicdani bir tahüttür.

Bu basın açıklamamızın ilk paragrafında ki açılımlarınıza diğer muhalefet partileri tarafından muhalefet edilmektedir. Hayat kadınlarının sorunlarının giderilmesi için yapacağınız açılıma hiçbir vicdan sahibi muhalefet etmeyecektir.

Bu vesile ile sizden Hayat Kadınlarına yönelik ‘ VİCDAN ‘açılımı istiyoruz.

1-Tüm hayat Kadınlarının SGK primlerinin Devlet tarafından karşılanmasını istiyoruz.

2-Çalışma yılına bakılmaksızın bu insanların insani ölçüde geçinebilecekleri emekli maaşına bağlanmasını istiyoruz.

3-Konut sorunu olanların TOKİ aracılığı ile bu sorunlarının giderilmesini istiyoruz.

4-Bu kadınların vesika kayıtlarının imhasını istiyoruz.

5-Ayrıca bu kadınların çocuklarının Asker, Polis ve Devlet memuru olmaları önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz.

Sayın Başbakanımız, Kutsal bir Bayram arifesinde hiçbir vicdan sahibinin hayır demeyeceği bu açılıma sizi çağırıyor, değerli basın aracılığı ile kamuoyuna arz ediyoruz. 25.11.2u009

                                                                                                                      OKŞAN ÖZTOK

İNSANCA YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ





20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Trans Bireyleri Anma Günü

20 11 2009

Pembe Hayat’ın düzenlediği etkinlikte LGBTT bireylerin yanı sıra nefret söylemine karşı mücadele eden Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Kadınlar, Romanlar, hak savunucuları ve sanatçılar bir araya gelecek. Üç günlük etkinlik 20 Kasım’da başlıyor.

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği dünyanın her yerinde 20 Kasım’da gerçekleştirilen “Öldürülen Transları Anma Günü”nü için üç günlük program hazırladı.
 
Dernekten Remzi Altunpolat, “Nefret söyleminin ve suçlarının cezalandırılmasıyla ilgili yasal düzenleme istediklerini ve lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT) bireylere yönelik suçlarda haksız tahrik indiriminin uygulanmamasını istediklerini” söylüyor.
Rita’dan Dilek, Melek ve Çağla’ya…
20 Kasım 1998′de ABD’li trans Rita Hester‘in öldürülmesinin ardından “Ölümümüzü Hatırlamak” adıyla mumlu nöbet tutuldu. Ardından yapılan çağrıya LGBTT örgütleri ve dünyadaki translar yanıt verdi ve 20 Kasım transfobik nefret nedeniyle öldürülen transseksüelleri anma günü olarak kayıtlara geçti.
 
Pembe Hayat, ilk kez geçen yıl düzenlediği etkinliğin ikincisinde çerçeveyi genişletiyor.
Altunpolat, “Nefret söylemi ve doğurduğu şiddet sadece LGBTT bireyleri değil, çeşitli etnik, dinsel ve toplumsal grupları da hedef haline getiriyor, mağdur ediyor. Bu nedenle bir oturumda bu topluluklardan katılımcılarla nefreti konuşacağız” diye anlatıyor. “Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink, Rahip Andrea Santoro, Zirve Yayınevi’nde öldürülenler, Türk Solu dergisinin Kürt karşıtı yayınları, Gazze protestolarında yükselen antisemitik söylemi de tartışmak istiyoruz” diyor.
 
Bu amaçla düzenlenecek olan “Irkçılık, Ayrımcılık ve Nefret” panelinin konuşmacılar arasında İnsan Hakları Gündemi Derneği, Demokratik Toplum Partisi (DTP), Alevi Enstitüsü, Romankara ve Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De grubu üyeleri var.
 
Geçtiğimiz bir yıl içinde Pembe Hayat üyesi üç trans; Dilen İnce, Melek P. ve Çağla öldürüldüler. Altunpolat, “20 Kasım’ın dernek üyeleri için bu yıl daha da anlamlı olduğunu” söylüyor.
 
20 Kasım’da yapılacak yürüyüş ve basın açıklamasıyla başlayacak olan üç günlük etkinlikler Petrol-İş sendikasında yapılacak paneller ve müzik dinletisiyle sürecek.
 
Prof. Dr. Melek Göregenli, senarist-yönetmen Zeynep Özcan, İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden Hakan Ataman, Alevi Enstitüsü’nden Dr. Ali Murat İrat, Demokratik Toplum Partisi’nden (DTP) Songül Erol Abdil, Romankara’dan Selçuk Karadeniz, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe’den Hüseyin Öntaş, avukat Senem Doğanoğlu, Siyah Pembe Üçgen’den avukat Elif Ceylan Özsoy, İstanbul LGBTT Girişimi’nden Seyhan Arman, bianet’ten Bawer Çakır, MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu’ndan Pelin Dutlu konuşmacılar arasında.
kaosgl.com
pembehayat




Nurgül Yeşilçay: ilk sevgilim travesti oldu !

7 11 2009

Nurgül Yeşilçay’dan çarpıcı açıklamalar

ilk

Nurgül Yeşilçay, Instyle dergisine sanat ve özel hayatı ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu

 Erkeklerin zevk aldığı pek çok filmden zevk almadan sinemadan çıkarım. Gişe filmleri Arog, Gora, Recep İvedik, Güneşi Gördüm, bunların hepsi erkek hikayesini anlatan filmler. Benim gibi kadınların, gençlerin izleyeceği bir film yapmak istedim. Ezel Akay’ın yönettiği Yedi Kocalı Hürmüz pek az yapılan kadın filmlerine iyi bir örnek olacak ve çok izleyicinin ilgisini çekecek.

 Yedi Kocalı Hürmüz’e pek çok kişi acaba nasıl yapmışlar diyerek gidecek. Titanik’in de sonunu hepimiz biliyorduk ama gittik ve izledik. Filmim, canlı görüntüleri, dansları, müzikleri ve birbirinden başarılı oyuncularıyla çok sevilecek.

 İlk erkek arkadaşım travesti olmuştu. Ortaokul veya lisede, çok kısa ve sıkıcı adını vermeyeceğim bir ilişkim olmuştu. Yıllar sonra İzmir’de yürürken arkamdan koşup bana yetişen kadının o olduğunu fark etmiştim.

 Erkek çocuğu annesine çok düşkün, çok aşık oluyor. Kimseden duymadığım romantik sözleri oğlum Nejat’tan duyuyorum, aramızda çok özel bir bağ var.

Çocuktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. İyi ki de olmuyor. Altını değiştirmek, beslemek, değilmiş asıl olay..

En kötüsü annenizi en iyi anladığınız dönemde onun hayatta olmaması. Fatih Akın’la çalışırken, Almanya’daki çekimlere Nejat’ı bırakıp gittim. Daha 1 yaşını yeni geçmişti. 3. gün ağlama krizine girdim.